14 Temmuz 2020 Salı

Artık Daha Yavaş Okuyacağım

Bundan sonra yavaş okuyacağım. Ayda -en fazla- iki kitap bitirsem yeter. Ayda dört-beş kitap bitirdim de ne oldu? Okumanın bu zamana dek pek faydasını görmüş değilim -hoş, fayda için okumuyoruz zaten. Ne kitaplar okudum, Melekler diye bir roman vardı mesela Ayrıntı Yayınları’ndan, HİÇBİR ŞEY hatırlamıyorum. Oysa ağır ağır, sindire sindire okuduklarım detaylarıyla aklımda. Satır satır okumaca... Ders çalışır gibi okumayı, ders çalışır gibi film izlemeyi severim. Mubi'ye abone oldum bu arada. Dün Io Sono L'amore'yi seyrettim -belissimo! Hamsun’un Açlık’ını severim. İki kez okuduğum birkaç kitaptan biridir. Filmini de izlemiştim. ‘66 Norveç yapımı. Hatırlamak benim için önemli. “Hatırlamak şart değil, önemli olan o esnada tat almak” denebilir ama hatırlayamadığıma göre okurken de tat almamışım demek ki. 

Topluca kitap almıyorum. Elimdekiler bitmeden hayatta almam. Okuma grupları varmış dünyanın her yerinde. Hiç katılmadım. Örneğin Bulgakov’un Usta ile Margarita’sını seçip, üç ay boyunca satır satır tartışıyorlarmış. Bu hafta yirmi, bilemedin otuz sayfa okunacak, sonra toplanılacak ve okunan yerlere dair neler düşündüğümüz tartışılacak -vallahi güzel. Öyle olması lazım aslında. “Onu da bitireyim”, “şunu da bitireyim de bekleyen diğer kitaba başlayayım” düşüncesini bırakıyorum. Bir hobi benim için. Bundan böyle kitabı elimde gezdirir, onbeş gün, dilerse bir buçuk ay sürsün, sonra, sevdiysem ve nispeten hacimsiz bir kitapsa bir haftada bir kez daha okurum. O kitap benim bir süre beraber takıldığım, hayatımın bir ayını dolduran bir meşgaleye dönüşür, her cümleye odaklanırım ve ancak ondan sonra çıkartırım hayatımdan. Rafta görende anılarım canlanır: "Şubat ayıydı, her gece bu kitaptan on sayfa okurdum. Hey gidi geceler!"

Hayır, okuduğum pekçok kitaba üzülüyorum da. Cemil Meriç’in Bu Ülke’si mesela. Süslü cümlelerle oksidentalizm. Yahu gençliğine yazık, saatlerini ona vereceğine çık gez. İletişim Yayınları’nın Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce Ansiklopedisi var, bilen bilir. Onun cilt cilt, neredeyse tamamen okumuştum. Yirmili yaşlarda almış, Türkiye siyasetini anlamak için okuyordum da okuyordum -neyi anlayacaksın acaba? Gücü yeten yetene işte. Anlasan ne olacak ayrıca? Vallahi bir faydası yok. Okumakla dünya daha iyi bir yere dönüşmüyor. Okuma eyleminin bir misyonu yok. Bunlar hep insanların yüklediği işlevler, insanların zoraki yüceltmeleri. Bu kadar büyütecek bir şey yok. Hayat spontan bir şey, tarih pek de bilinçli ilerlemedi. Kendiliğinden gelişip durdu ve bugünlere geldi insanlık.

Hızlı okuma kursları her yerde ama ben yavaş okumaya meraklandım. Yavaş, odaklı, yoğun okuma. Hiç acelem yok. Bir romanda “kitap okumayı bıraktım” diyordu adam, ben bırakmam da, azaltıyorum diyelim. Zaten her şeyi okumaya ömür yetmeyecek. Şimdi alırım bir kitabı, bir ay onunla takılır, ondan bahsederim. Sahi, Musil’in Niteliksiz Adam’ını, Mann’ın Büyülü Dağ’ını okumadım mesela. İkişer cilt, kalın kitaplar. Satır satır. Acelesiz. Bitmesin. Her birine üç ay ver gitsin ya. 

Üç ay, dört ay, beş ay!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme